Yazar: 11:56 am Takım Ruhu

Okulda Başarının Görünmez Gücü: Takım Ruhu ve Paylaşım Kültürü –  2

Okuma Süresi: 5 dakika

Bu yazı için 8 dakika okuma süresi.

Bir okulda “biz” duygusu ne kadar güçlüyse, o okuldaki başarı ve mutluluk da o kadar büyüktür. Takım ruhu, tek tek parlayan yıldızları ortak bir hedef doğrultusunda güçlü bir takım haline getirir. 

Özet: Eğitim kurumları, sadece binalardan ve ders programlarından ibaret değildir; okullar, paydaşların birbirine duyduğu güven ve kurulan ortak sinerji ile yaşayan birer organizmadır. Bu yazı; okul iklimini dönüştüren “biz” duygusunu, kolektif yeterlik kavramını ve okulu gerçek bir “öğrenen organizasyon” haline getiren paylaşım kültürünü bilimsel veriler ve pratik tanımlar ışığında ele almaktadır.

 

Okulda Takım Olmak 

Takım ruhu ve paylaşım kültürünün farklı boyutları ve düzeyleri vardır.

Okul İçi Takım Ruhu: Bu, öğretmenler arası takım ruhudur. Aynı branştaki öğretmenlerin (zümrelerin) kendi aralarındaki takım çalışması, farklı branşlardan öğretmenlerin ortak projelerde sergilediği işbirliği gibi alt düzeylerde incelenebilir. Örneğin, bir ilkokulda sınıf öğretmenleri kendi aralarında sıkı bir ekip olabilir ama branş öğretmenleri ayrı bir grup gibi davranabilir. İdeal olan, okul genelinde tüm öğretmenlerin büyük bir takım gibi hareket ederken, alt ekipler halinde de uyumlu olmasıdır.

Yöneticiler ve Öğretmenler Arasında Takım Ruhu: Sadece öğretmenlerin değil, idare ile öğretmenlerin de bir takım hissiyatı önemlidir. Müdür, müdür yardımcıları ve öğretmenler ortak hedefler etrafında birleştiğinde, dikey boyutta da bir takım ruhu oluşur. Bu boyutta, okul yönetiminin öğretmenlerle “biz hepimiz okulun iyiliği için çalışıyoruz” duygusunu paylaşması, hiyerarşinin ötesinde bir ekip sinerjisi yaratması söz konusudur.

Öğrencileri Kapsayan Takım Ruhu: Takım ruhu sadece personelle sınırlı kalmaz; öğrenci boyutu da vardır. Okulda öğrenciler arası dayanışma ve okul bağlılığı yüksekse (mesela okul spor takımını tüm öğrencilerin desteklemesi, büyük sınıfların küçük sınıflara mentorluk yapması gibi), bu da genel takım ruhunun parçasıdır. Tabii bu rehber daha çok yöneticiler ve öğretmenler odağında, ancak nihai hedef tüm okul paydaşlarının takım gibi hissetmesidir.

Okulda Paylaşım Kültürünü Yerleştirmek

Paylaşımın akademik boyutu vardır: Ders planları, materyaller, sınav soruları paylaşımı gibi somut paylaşımlar. Bir de deneyim ve duygusal paylaşım boyutu vardır: Başarı hikayeleri, başarısızlık itirafları, tavsiyeler, hatta bazen kişisel zorlukların paylaşılması (mesela zor bir öğrenciyle başa çıkma deneyimini anlatmak). Okullarda genelde akademik materyal paylaşımı bir ölçüde yapılır ama deneyim ve duygu paylaşımı arka planda kalabilir. Gerçek bir paylaşım kültürü, öğretmenler odasında biri “ya çok zorlandığım bir konu var” dediğinde diğerlerinin hemen etrafına toplanıp çözüm aradığı, kimsenin sorununu tek başına yüklenmediği bir ortam demektir.

Paylaşım kültürü hem resmi toplantılarda (zümre toplantıları, kurul toplantıları) hem de gayriresmî ortamlarda (öğretmenler odasında kahve sohbeti, okul çıkışı buluşmaları) kendini gösterir. Eğer paylaşım sadece zorunlu toplantılarda kalıyorsa, o kültür tam yerleşmemiş demektir. Gayriresmî paylaşım, örneğin bir teneffüste iki öğretmenin koridorda hızla bir fikir alışverişi yapabilmesi ya da WhatsApp grubunda kaynak önerebilmesi şeklinde ortaya çıkar.

Başarı da Başarısızlık da Kolektif

Bu boyutların hepsi göz önüne alındığında, takım ruhu ve paylaşım kültürü çok katmanlı bir olgu olarak çıkar karşımıza. Hem birey hem grup düzeyinde, hem duygusal hem pratik düzeyde kurulması gerekir. Bir okulda takım ruhu tam oturmuşsa, başarı da kolektif, başarısızlık da kolektif algılanır. Yani bir sınıf iyi sonuç aldıysa sadece o öğretmenin değil herkesin başarısı olarak görülür; bir sınıfta sorun varsa herkes çözüm için elini taşın altına koyar. Bu kültüre sahip okullar, öğrenen organizasyon dediğimiz sürekli gelişim halindeki kurumlardır.

Takım ruhu ve işbirliğinin somut faydalarını gösteren çarpıcı veriler mevcuttur. John Hattie’nin eğitim üzerine yaptığı meta-analizlere göre, kolektif öğretmen yeterliği (yani öğretmenlerin birlikte öğrencileri başarılı kılabileceklerine dair ortak inancı) öğrenci başarısı üzerinde en yüksek etkiye sahip faktörlerden biridir (etki büyüklüğü ~1.36 gibi olağanüstü yüksek bir değer). Bu, sayısal olarak da birlikte çalışmanın gücünü kanıtlıyor. Yani tek tek çok yetenekli öğretmenleriniz olabilir ancak onlar bir ekip gibi çalışmadıkça öğrenciler üzerindeki toplam etki sınırlı kalabilir. Ama sıradan diyebileceğiniz öğretmenler bile iyi bir takım olduğunda, ortaya muazzam sonuçlar çıkabiliyor.

İşbirlikçi Mesleki Öğrenme mi Ekip Öğretimi mi?  

OECD’nin 2018 TALIS araştırması Türkiye raporundan bazı veriler, okullarımızdaki işbirliği durumuna ışık tutuyor: Türkiye’de öğretmenlerin %29’u ayda en az bir kez işbirlikçi mesleki öğrenme faaliyetine katıldığını belirtmiştir (OECD ortalaması %21’dir, yani bu alanda Türkiye ortalamanın üstünde). Bu, bizim öğretmenlerimizin birlikte öğrenme konusunda istekli olduğunun işareti. Ancak ekip öğretimi (team teaching) gibi daha ileri düzey işbirliği uygulamalarına katılım %23 ile OECD ortalamasının biraz altındadır (OECD %28 civarı). Yani bazı alanlarda iyiyiz, bazılarında gelişme alanımız var. Yine TALIS’e göre öğretmenlerin %76’sı okullarında işbirlikçi ve destekleyici bir kültür olduğunu belirtmiş (OECD ort. %81) ve okul yöneticilerinin %71’i öğretmenler arası işbirliğini düzenli olarak teşvik ettiğini ifade etmiş (OECD ort. %77). Bu rakamlar, pek çok okulda belli düzeyde takım ruhu çabası olduğunu ancak tam istenen düzeyde yaygınlaşmadığını gösteriyor.

Takım Ruhu ve Paylaşım Kültürü Öğretmen Tükenmişliğini Azaltır

Bir diğer ilginç veri: Araştırmalar, takım ruhu yüksek okullarda öğretmen tükenmişlik düzeylerinin daha düşük olduğunu, çünkü stresin paylaşıldığını gösteriyor[29]. Bir okulda öğretmen kendini tek başına mücadele ediyor hissetmezse, moral bozuklukları kısa sürede onarılıyor ve mesleki doyumu artıyor. Bunun ölçümlerine dair nicel çalışmalar da var; örneğin bir çalışmada işbirliği kültürü puanı yüksek okullarda öğretmenlerin iş memnuniyeti puanlarının anlamlı derecede yüksek çıktığı rapor edilmiştir.

Türkiye özelinde de, MEB’in stratejik plan dokümanlarında ve çeşitli eğitim reformu raporlarında “okullarda takım çalışması ve paylaşımı artırmak” hedef olarak belirtiliyor. Örneğin 2023 Eğitim Vizyonu’nda, “Okullarda meslektaş öğrenme toplulukları kurulacak” tarzında ifadeler yer almıştı. Bu vizyonun uygulamasına dair henüz tüm okulları kapsayan veri olmamakla birlikte, pilot uygulamalardan olumlu geri dönüşler alındığı biliniyor.

Takım Ruhu ve Paylaşım Kültürünün Anahtarı: Güven ve Öz Güven

Güven de takım ruhunun bir ölçütü. Eğitim Reformu Girişimi’nin bir raporuna göre Türkiye’de velilerin %36.6’sı okul yönetimine katıldığını, %17.8’i okul faaliyetlerine gönüllü katıldığını söylüyor. Bu aslında takım ruhunun velileri de içeren boyutuyla ilgili. Oranlar fena değil ama bu katılımın niteliği önemli. Rapor, köy okullarında velilerin öz güven eksikliği nedeniyle öğretmenlerle iletişime geçmekte çekingen olduğunu, talep edilmedikçe işbirliğine girmediklerini belirtiyor. Yani tüm paydaşlarıyla tam bir takım olabilmek için özellikle dezavantajlı bölgelerde ayrıca çaba gerekebiliyor.

Sonuç

Özetle takım ruhu bir okulun kalbi, paylaşım kültürü ise kan dolaşımıdır. Sayılar ve bilimsel araştırmalar açıkça gösteriyor ki; bireysel olarak ne kadar yetenekli olursa olsun, bir ekip haline gelemeyen kadroların etkisi sınırlı kalmaktadır. Mütevazı imkânlara sahip bir okul bile güçlü bir “biz” duygusuyla muazzam sonuçlar yaratabilir. Öğretmenlerin yalnız çalışmadığı, stresin ve başarının paylaşıldığı bir okul kültürü, hem eğitimin kalitesini hem de kurumun huzurunu artıracaktır.

Siz Ne Düşünüyorsunuz? 

 

Okulunuzda kendinizi ne kadar bir “takımın parçası” olarak hissediyorsunuz? Paylaşım kültürünü güçlendirmek adına sizin “küçük ama etkili” dediğiniz bir yöntem var mı? Yorumlarınızı ve deneyimlerinizi bizimle paylaşın!

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close